E S T E T İ K S İ T E | Estetik Ameliyatlar | Rekonstrüktif Ameliyatlar | Mutluluğun Resmi | Doğal Güzellik | Mevlana (1207-1273) | Kültür | Karadeniz | Linkler |Edebi | Kendime Öğütler | Dr. İsmail Bayram

Edebi

Yanlış Kadınla Yatan Adam

Karadenizin bulutlu esmer yüzüne coşkun yürekler gibi yükselen dağların sarp yamacına gömülü ahşap evlere patika yollar ulaşabilir ancak. Tarımdır köylünün umudu, biraz da hayvancılık. Kaderini hayvancılığa bağlayanlar yazın yaylada kışın köyde tüketirler keder yüklü ömürlerini. Baharla yaylada kar kalkınca, ölü yerden de ot kalkınca başlar ot göçü: Hayvanlarıyla eşyalarıyla, çoluk çocuk erkek kadın, hep beraber şen şakrak, kemençe türkü çan kelek, güle oynaya ata yıka coşkun bahar seli gibi yaylaya akar şenlik seli. Konaklanır yolda bir gün.

Yine bir bahar başladı ot göçü: Güldane Durdu'nun karısıydı. Güzel mi güzel kadındı. Bu gün dört göz vardı üstünde; ikisi Durdu'nun, ikisi de yasak göz, kaş altından bakan. Konulacak yere varıldı konuldu. Çadırlar kuruldu yatıldı. Kapandı bütün gözler; Durdu'nun ki, Güldane'nin ki diğerlerini ki ve hayvanların ki. Yalnız yan bakarken kaymış, şaşırmış şaşı olmuş, iki yasak göz açıktı. Dikilmiş karanlığa sinsice planlar kuruyordu kendince.
Yasak gözler ışıdı. İrileşti ve şaşıdı. Gece gibi karardı. Kaldırdı adamı yerinden. Götürdü hayvanların yanına. Adam çözdü Durdu'nun katırını saldı ormana, geldi sokuldu Durdu'nun yanına:
-Hişşt! Hemşerim kalk, uyan! Katırın boşanmış! Ormana gidiyor!
Fırladı yataktan Durdu. Yarı uyanık yarı uykulu sersem halde daldı ormana. Ara da bul kör gecede, bir gören olmuştur belki!
-Uyy, yeşilliğine inandığım siyah gölgeli ağaçlar: Sizde mi görmediniz; yoksa bilip de gizler misiniz? Ak yularlı siyah gözlü katırımı? Hay! Kör şeytan. Hay! Kör katır geber emi!

Derindi Güldane'nin uykusu; duymazdı yanında top patlasa! Yasak gözler sarhoştu, uzandı kadının kıyısına, sarıldı biraz sonra da. Önce yadırgadı kadın. Sersemdi, uykuluydu, yorgundu. Kim olabilirdi ki kocasından başka yanında yatan, sarılan ona! Verdi kendini Durdu'suna! Seviştiler hayli zaman. Az sonra uzaklaştı çadırdan yasak gözün hizmetçisi iki ayak. Biraz sonrada Durdu geldi. Yorgundu uykuluydu, ayakta uyukluyordu. Gözünü açınca da sabah oldu.

Güldane çadırda teknede çimdi*. Sonra döndü kocasına:
-Herif sen çimmeyecen mi?
-Kiz karı ne diyon sen?
-Ülen bilmezmiş gibi sorma, gusul abdesti alacan mı diyom?
-Yahu, ben, sen, biz ikimiz!...
Beyninden vurulmuşa döndü Durdu. Çekti tabancasını. Bağırdı çağırdı. Sövdü saydı:
-Ulan bu gece yanlış kadınla yatan sefük herif kimse çıksın ortaya!
Çıt bile çıkmadı kalabalıktan. Geçti ot göçünün en önüne, herkese tek tek yemin ile sordu. Benim demedi hiç kimse. Başka şeyler de geldi aklına. Kızgın, şaşkın karısına:
-Kiz karı sakın seninle cin ya da şeytan yatmış olmasın! Sana hep derim besmeleyle yat diye.
-Sus herif, o ne biçim söz! Yel alsın ağzından! 'kulağına kurşun, eteğine taş un'** İnsan olması için dua edelim! Cinse, şeytansa sonu gelmez bunun! Durdu biraz korkak biraz kızgın bağırdı bağrı yanık dağlara:
-Ulan insan, cin, şeytan her kimsen senin ben...


(*banyo yapmak, **kötü olduğu düşünülen şeyleri anmamak için kullanılan bir deyim).

İsmail Bayram

Sis

Yağmurda çimer güneşte kururduk
Rüzgar tarardı pörsümüş saçlarımızı
Ayağımızda yerin cansı serinliği
Siyah hilaller doğardı tırnağımızda.

Kevgirsi elbiseler içinde bedenlerimizi
Soğuk yalar diken dalardı,
Yaprak yetiştiremezdi bahar yırtıklarımıza...

Kırgın yüreklerimizi
Avutmak için verdiği
Bin bir çeşit çiçeği
Ot diye çiğneyişimiz de bile
Çocuksu bir masum güzellik vardı.

Bizden büyüktü ellerimiz
Önce köy ülke
Sonra dünya evren sığardı,
Sığmazdı zenginliğimiz avuçlarımıza
Bedenlerimizi taşan yüreklerimiz vardı.

Artık kayboldu çocukluğun
Kelebek kanatlı yaşam sevinci
Titrek bir mum alevinin
Havada bıraktığı is gibi
Sanki sisli bir düşten şekiller
Silindi birer birer...

Yalnız unutamadığım
Tek yadigardır şimdi
O uzak hatıradan
Ağzımda elan
Ay ışığında yediğimiz kirazın tadı
Ham eriklerin acısı kaldı.

İsmail Bayram

Arınmalıyım

Çıplak taşlara sarılmalıyım
Unutmalıyım sabrımda
Yosun tutmuş acıları.

Gergin yay gibi bağrımı
Açmalıyım en şaşkın geceye,
Kurtulmalıyım artık
Böyle bulanık düşlerden.

Durgun sulara akmalıyım
Arınmalıyım ruhumla
Bir çocuk masumluğunda
Dönmeliyim Sana.

Sonra yeniden bakmalıyım
Gönül aynasına
Yürek midir kör olan
Ben miyim yoksa...

İsmail Bayram


Yaşamın Rengi

Rüzgarda yerini arayan
Yaprak misali,
Şaşkın yorgun bitkin
Öylesine solgun içinde
Yaşamın rengi
Tutar saklayamazsın.

Yitirilmiş sevdaların
Şarkısıdır o,
Acıyla mayalanmış
Sessiz çığlıklar yüzünde
Yeşilden akar sarıya
Bir mavi düş
Görür dokunamazsın.

İsmail Bayram

Seni Aradım

Ben hep Seni aradım;
Hayalimde düşümde
Gündüzümde gecemde
Yedi gün yirmidört saat
Bir nefeslik duraklarda
Her an Seni bekledim.

Bir ömür geçti böyle;
Karşılıksız özlemle
Ne ben bulabildim Seni
Ne de Sen duydun çağrımı
Ya ben kördüm burada
Ya Sen yoktun orada.

Karanlıklar içindeyim
Yalnızlıktan korkuyorum
Ya ışık yak göreyim
Ya seslen de geleyim
Beni böyle çaresiz
Burda bırakma lütfen.

İsmail Bayram

Kayıp

Sen ey görmediğim kayıp sevgili
Hasret güllerin açar kurak gönlümde
Gizemin ufkuma çökmüş sis gibi
Kapatır Sana gelen bütün yolları.

Beklesem gecenin en kuytusunda
Suyu güneşi özleyen çiçeklerle
Rengini bilmediğim tohumlarda
Güzel yüzünü gözüme açar mısın.

Sen ey ümitlerin en son durağı
Hiç değilse göz bebeğime düşen
Şu yıldızların titrek ışığından
Daha mı uzaksın sevincime Sen
Seven yürekler aşkına gel desem.

İsmail Bayram

Görmezdim

Görmezdim içtiğim suyun güzelliğini
Sevdalıydım oysa,
Bitmez şarkılarım vardı
Geçen güne karşı;
En büyük değerdi gözümde sevgi
Fedakarlığı bilmezden önce.

Kördüm, geceydi
Bir yabanıl rüzgarmış
Üstümden geçen nalı yumuşak
Öpercesine arıymış iliğim emen
Nasıl da ağırmış kelebeğin dostluğu
Değer vereninmiş meğer ki
Kendim için severmişim güneşi ben.

İsmail Bayram

Berduş

Yollardan düşlerden geçti berduş
Yıllardan güzellerden geçti,
Aşkından kendinden derken
Her şeyden geçti de berduş
Bir sis gibi dağıldı hani
Varlığı ayrı canı gayrı.
Rüzgara asılmış bulutlar gibi
Damlaya bağlanmış umutlar gibi
Gözlerden yerlere süzüldü berduş.

Maziden onları yadigar aldı
Bir ince sızı kanar içinde
Titrek bir alev yanar içinde
Renkler mevsimsiz soldular bir bir
Tek o karanfil çiçeği kaldı
Baktı ki olmuyor böyle yalnızca
Onu da elinden sulara saldı
Dalgalandı yollandı bir hoş
Sersemledi sallandı sarhoş
Durdu bir deli oldu berduş.

Yamandır onulmaz acılar yaman
İlaçlar aldı geçmedi aman
Ağılar içti bitmedi zaman
Ne yaşadı tam ne öldü tamam
Rüzgara kapılmış yapraklar gibi
Hasretten çatlamış topraklar gibi
Bir ayıldı bir bayıldı berduş.

İsmail Bayram

Yukarı Git

Ana Sayfaya Git